|
|
|
İÇİNDEKİLER |
KAYITLARDAN SİLİNEN RÜYALAR
Can dostum
Vuslat’a
Yıldızları birlikte seyrettiğimiz
eylül akşamları ince bir sızı gibi giriyor kalbime. Kurbağa sesleri ve çakal
ulumaları melodimiz olurdu bizim. Uzaktan karışırdı melodimize bekçinin düdük
sesi. İçimizdeki ışığın göğe yansımasıydı Çobanyıldızı. Karakoyun çalan
kavalın titreşimleriydi yüreğimizi saran. Yalnızlığımıza şahitlik ederdi ay
dede. Kalbimizde kopan fırtınalar uçurumu olurdu delikanlı rüyaların. Birlikte
ağlardık yağmur altında Gavurboğan’da. Kaç tavşan ürküttük biz öyle, kaç
tilki numarası gördük. Nice namlu soğuttuk gecelerinde Palandöken’in. Aras artık
kudurmuyor balıklarını kıyıya vurdu. Hezâl nenenin firûze fistanını hatırlardık
bulutlar üzerimize çökünce. Şeyh Hüsameddin de yok ki birlikte ağlayalım. Arap
Yaşar toprak oldu serazâd çığlıkları kaldı kulaklarımızda. Şimdi bir derin bakış şehlâ
gözlerden kalbimize süzülen çıplak bir dünyanın önünde diz çökmüş. Nefes
kesen billur gökdelenler küstürdü güneşi. Beyaz melek elini çekti üzerimizden. Mor
menekşe servi söğüt boyun bükmüş. Katran renkli bahçelere bıraktık elimizdeki
son gülü. Nerede kaldı kalbimizi emanet ettiğimiz o âşık kahvehâneleri? Hangi
yürek dayanır buna, hangi vicdan kaldırır bu viraneleri. Geçti üzerimizden bir kâbus gibi
rüyalarımızı emanet ettiğimiz cellat. Şimdi unuttuklarımızı siliyorlar
kayıtlardan, alın size diyorlar; yüreğimizde açılan uçurum, yanaklarımıza süzülen
yaş, avazımızdaki feryat... Vermiyoruz kalbimizi, birlikte
ağlamayı öğrendik: Sabır ve dua aydınlatıyor içimizi. Vedat AYDIN |